sensizlikten kalan en acı gerçeğim : hiçliğim!!!

28/2/2007 - Yaprak Sharması, Dolma Sharması, Robin Sharma…

Kategori: felsefe

Geçen ay konferansını canlı izlediğim Robin Sharma hakkında “Robin Sharma: En Büyük Risk, Risk Almamaktır” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O yazıda Sharma’nın bende bıraktığı izlenim ve düşüncelerimi başka bir yazıda tekrar ele alacağımı söylemiştim.

Yani, kendisini planlı bir strateji ile nasıl zekice konumlandırdığından, pazarladığından ve nasıl bu kadar ünlü (ve zengin) olduğundan; kısaca, yarattığı kişisel başarı hikayesinden bahsedeceğim.

Şimdi sizden ricam, önce o yazıyı bir hatırlamanız. Bakın bakalım, bu söylemlerde katılmadığınız tek bir şey var mı? Hatta daha önemlisi; “önceden bilmiyordum” dediğiniz tek şey?

Peki evrensel sayılabilecek doğruları yazarak ve (bunları) konferanslarda anlatarak nasıl ünlü olunur, para kazanılır?

Önce biraz tanıyalım Sharma‘yı.

O Hintli bir ailenin çocuğu. 41 yaşında. Kanada’da yaşıyor. Boşandığı eşinden 2 çocuğu var.

Avukatlıkla başlamış kariyerine, sonradan her gün işe giderken mutsuz olduğunu anlayıp okuduğu felsefe kitaplarının da (en çok Gandhi’nin “My Experiments With Truth” kitabı) etkisiyle; Ben kimim? Benim gerçek değerlerim ne? Nasıl hatırlanılmak istiyorum? gibi sorulara cevaplar aradığı bu dönemde hayata bakış şeklini değiştirmiş ve kitap yazmaya başlamış.

İlk kitabı “Megaliving” bir yayınevinden değil, bir fotokopi dükkanından çıkmış. Daha sonra ikinci kitabı “The Monk Who Sold His Ferrari” (Ferrari’sini Satan Bilge) yine bir fotokopicide çoğaltılmış. Ancak bir gün bir kitapçıda şansı dönmüş. Kitabını mağaza içinde imza günü yaparak satabilmek için izin istediği kişi, çok büyük bir yayınevi olan HarperCollins’nin sahibi çıkınca Robin Sharma için de popüler olmanın kapısı aralanmış. Bugün kırkı aşkın ülkede, toplam 8 kitabı (altısı en çok satanlar listesinde bir numara olmuş) 33 dilde yayımlanmış ve halen milyonlarca satıyor.

Mütevazi bir kişi Sharma! Sitesinde yer alan kendi başarı hikayesini anlattığı dokümanında (kaynak göstermeksizin) kendi kendisini; “kişisel ve organizasyonel liderlikte dünyanın en iyi uzmanlarından biri” ilan etse de, verdiği söyleşilerinin neredeyse tamamında şöyle diyor: “Ben guru değilim. Sıradan bir insanım. Kitap yazan, iki çocuk yetiştiren, konferanslarda konuşmalar yapan, workshop’lar düzenleyen biriyim sadece. Kendisi ile barışık ve gerçekçi, risk alan ve ses getiren işlere imza atan birisi olmak istiyorum.”

Robin bence kendini şöyle konumlandırıyor: “Ben sizlerden biriyim.” Kısaca söylediği bu. Bağırmadığı şey ise; “okuduklarımı, sonradan öğrendiklerimi iyi anlatarak güzel para kazanıyorum.”

Söylemlerinde her ne kadar “para kazanmayı birinci öncelik yapmamak gerek” dese de, biraz araştırınca bu dediklerinin aslında onun için ne kadar “birinci” öncelik olduğunu anlıyorsunuz. Bunu anlamak için kendi web sitesinin satış odaklı tasarımına bakmanız bile yeterli.

Konferanslarda konuşma yapmak çok tatlı para kazandırır. Zor olan o seviyeye gelebilmek, konuşmacılık için davetleri alabilmek. Ondan sonra eğer ağzınız iyi laf yapıyorsa, biraz da deneyim kazandıysanız başarısız olmanız artık çok zordur. Olay tekrara döner.

Zor kısmı dediğimiz şey, yani “o seviyeye gelmek” hakkında konuşalım şimdi.

Özellikle kişisel gelişim, liderlik, girişimcilik, pazarlama ve satış gibi konularda çok para kazanan bir konuşmacı olmak için görebildiğim alternatifler yollar şunlar;

1.) Uzman olduğunuz konu hakkında kuvvetli bir geçmişiniz olacak. O konuyu profesyonel olarak icra ettiğiniz yıllar boyunca isminiz, bu kanıtlanmış başarılarla anılacak. Bu durumda, sadece neyi nasıl değiştirdiğinizi (satışları nasıl arttırdığınızı, girişimciliğe nasıl başladığınızı, organizasyonu nasıl adam ettiğinizi…) bile dünyanın her köşesinde defalarca dinleyecek insanlar var.

2.) Bir yeniliğe veya yönteme imza atmış olacaksınız. Akademik veya bilimsel; evrensel veya yerel… Kimsenin daha önce yapmadığı, sizinle hayat bulan ve diğer kişiler için anlam ifade eden bir şey.

3.) Kitap yazıp bunu pazarlamak. Biyografinizde kendinizden “yazar” diye bahsedebilmek (ve rakamlar da iyiyse şu kadar sattı diye belirtebilmek) bu iş için nerdeyse olmazsa olmazların başında geliyor.

Robin Sharma için bahsettiğim maddelerden ilk ikisi uymasa da, sonuncu madde ona uyuyor.

Parlak konuşmacılar;

- Neleri nasıl başardıklarının yanında nerelerde başarısız olduklarını da (göstermelik bir cesaretle) anlatıp takipçilerinin sempatisini kazanırlar. [Evet bak, o da uzaydan gelme değil; bizden biri!]

- Seminerlerde “hadi şimdi ayağa kalkın, yanınızdakine sarılın, havaya sıçrayın, kendinizi alkışlayın, önünüzdeki kişinin omuzlarına masaj yapın, müzikle dans edin” gibi taktiklerle eğlendirme şemsiyesi altında havayı yumuşatıp bir kez daha sevgimizi kazanırlar. [Hmm, ne eğlenceli insan, ben de sıkılacağımı zannetmiştim!]

- Bol örnekler, hoş görseller… Gösteri yeridir konuşma yapılan platform. İşin kendisi de “show” işidir kısaca. [Valla ne dediği değil ama nasıl dediğini unutmam uzun süre!]

Parlak konuşmacı Robin Sharma’da benim en çok sorguladığım özelliklerinden biri “samimiyeti.” Sahneye gelişi, sahnedeki duruşu, tarzı ve tepkileri… Bana her şeyi ezberlenmiş ve olması gereken davranışlarmış gibi geldi. Yüzündeki gülümsemesi yine kalpten gelen bir gülümseme değildi sanki, olması gereken gülümsemeydi…

Söylemleri ise kusursuz. Anlattıklarının arasında “tartışmaya açık” neredeyse hiçbir şey yok. O kadar doğru ve o kadar “evet, evet” denilecek şeyler ki, sorgulama ihtimaliniz pek kalmıyor. Yani maksimum popülist bir yaklaşım, sıfır kabullenilmeme riski.

Şimdi biz para ve zaman harcayıp böyle bir konferansa gidip bilinen şeyleri tekrar (ancak bir yabancıdan, hele de Ferrari’sini satan bir bilgeden!) duyduğumuzda mutlu oluyorsak, bunu sorgulamak bize bir şeyler kazandırabilir.

Tamamen satış odaklı sitesinde blog bölümü de var. Fikir alışverişine giremediğiniz veya yorum bırakamadığınız yazılar var ancak adı blog! Son yazısına bir göz attım. “Hani herkes geçmişi veya geleceği değil, anı yaşa der ya, geçmişte hatırlanacak güzel şeyler varsa onları yaşamak bence ok’dir” diyor kısaca. Çok etkileyici değil mi? Sanırım siteyi güncel tutma uğruna blog adı altında yazdığı yazılarda konu sıkıntısı çekiyor!

Blog demişken, Myspace’de de bir profiline rastladım. Kendi ağzından yazmış:

“Benim misyonum kişi ve organizasyonların dünya sınıfına (world-class) gelmelerine yardımcı olmak. Konuşmacılık, yazarlık ve liderlere koçluk yapan biri olarak binlerce kişiyle ve düzinelerce Fortune 500 firmasıyla çalıştım. Ben, kendim de bir liderim…” diyip sonrasında kitap satışlarından bahsetmiş. Sonra da İsrail Başbakanı Shimon Peres’den tutun da, şarkıcı Ricky Martin ve Amerika Futbol Ligi’ndeki (NFL) futbolculara kadar kimin onun kitaplarını okuduğuna kadar. Bu arada Jon Bon Jovi’nin de Ferrasi’ni Satan Bilge kitabına hayranlık duyduğuna dair dedikodular alıyormuş! [Unutmadan; Myspace bir blog topluluğu ancak burada onun blog yazıları yok, sadece kendi ağzından yaptığı reklama rastlıyorsunuz.]

Gittiğim konferansın aralarında imza dağıtıp bayan ağırlıklı izleyicilerle bol bol resim çektirdi. Robin’e ulaşamayanlar da, genç yaşlardaki bir asistanından Robin’in ne kadar harika bir kişi olduğunu, tüm dünyada ne kadar çok sevilip talep gördüğünü ve onu isterlerse kendi şirketlerine ne kadar kolayca konuşmacı veya koç olarak çağırabileceklerini anlatıyordu.

Bu arada Robin Sharma sudan ucuz. Gerçekten. Benzer ündeki, kitapları best-seller olmuş diğer popüler konuşmacılar günlük en az 50-60 bin dolardan kapıyı açarken, Robin’in bir konuşmacılar bürosunun sitesi aracılığı ile 5-10 bin dolar arasında bir ücret istediğini gördüm. Başka bürolardaki fiyatı da ortalama 10-15 bin dolar civarında. Yani kendi piyasasındaki fiyatların yaklaşık beşte birine bu dünyaca meşhur bilgeyi toplantı odanıza alıp tüm gün dinlemek mümkün.

Daha az uyuyup gün içerisinde kendine kazandığı ilave vakitle Robin “ucuza konuş, ulaşılır ol, sürekli gündemde ol” stratejisini seçmiş. Gerçekten de, Google’da arama yaptığınızda Sharma’nın yeryüzünde neredeyse söyleşi yapmadığı dergi, gazete kalmadığını görüyorsunuz. Her ne kadar her yerde aynı şeyleri söyleyip kendini tekrar etse de, sanki medya “ben de onunla bire-bir görüştüm” diyebilme yarışı içinde.

Örneğin Türkiye’ye geldiğinde Alem dergisine de bir röportaj verdi. Evet, bizim daha çok sosyete dergisi diye bildiğimiz, kimin nerede kimle görüldüğü, ne kıyafet giydiği haberleri ile dolu Alem’in 11 Ekim sayısının en son sayfalarında yer alan bu söyleşinin de esasında diğer gazete ve dergilere verdiklerinden bir farkı yok.

Alem Dergisindeki yazıda ilgimi çeken iki yer var.

Birincisi; röportajın yapıldığı mekan olan Hilton Oteli’nde Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ile karşılaşmışlar. Söyleşiyi yapan (benim de önceden tanıdığım ve sevdiğim bir arkadaşım olan) Şeyla Ovadiya, Robin’i Sarıgül’le tanıştırmış ve birlikte sohbet etmişler.

Fotoğraf: Ertan Açıkalınlı, Alem Dergisi

Sharma bakın Mustafa Sarıgül için ne diyor:

“Kendisinden çok etkilendim. Siz de duydunuz, insanlara, halka yakın olmanın, onlarla bütünleşmenin ne kadar önemli olduğunu belirten sözlerini. Oldukça içten, çok yüksek bir enerji ve potansiyele sahip ve hedeflerini doğru tanımlamış bir insan izlenimi bıraktı bende. Kendisinin liderlik vasıflarının oldukça yüksek olduğunu düşünüyorum.”

Sonrasını tahmin edin!

Robin Sharma, Mustafa Sarıgül’den Lütfi Kırdar’da kendisi için düzenlenecek bir seminer sözü almış!

İlgimi çeken ikinci nokta ise,

“Danışmanlık verdiğiniz Türk firmalar da var mı?” sorusuna; “Yeni başlıyoruz. Türkiye’de henüz iki konuşma yaptım ve birçok şirketten görüşme teklifi aldım.” Ardından başka bir yerde de Türk insanını ne kadar sıcak kanlı bulduğundan, İstanbul’u ne kadar muhteşem bir şehir olarak gördüğünden bahsedip “İstanbul’a kesinlikle tekrar tekrar düzenli olarak gelmeyi planlıyorum; hatta bir ev bile almayı düşünebilirim burada!” demiş.

Türkiye’deki ilk danışmanlığına Mustafa Sarıgül’le başlayacağını düşündüğüm Robin Sharma’nın yakın gelecekte gazetelerde boy boy fotoğraflarını görmeye hazırlanalım. Hele son konferansta bayanların karizmatik konuşmacıya olan ilgisini gördükten sonra; burada hayırlısı ile bir Türk hanımla dünya evine girmesi de süpriz karşılanmamalı. Belki de Alem muhteşem bir öngörü ile bunu hepimizden önce görüp söyleşisini yaptı. Bundan sonra da “Robin Reina çıkışında gazetecilerden kaçamadı” haberlerini okur, ondan danışmanlık alan güzide liderlerimiz ve şirketlerimizle gurur duyarız.

Özetlemek gerekirse; ortada yaratılmış kişisel bir başarı hikayesi var mı? Cevap kesinlikle “evet.” Eğer insanların zaten kabullendiği doğruları tekrar tekrar duyma ihtiyacı varsa, işte bu ihtiyacı görüp, attığı her adımı (kitaplarından, konferanslarına; kıyafetinden, kendine biçtiği fiyata kadar) buna göre planlayıp hayata geçirmek ciddi bir “başarıdır.”

Lezzetli bir yaprak sarması yapmak da…

 

 

 

alıntıdır..

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/2/2007 - robin sharma : en büyük risk, risk almamaktır.

Kategori: felsefe
 

- Tanıdığın en olumlu insan kendin ol.
- İçten ve samimi ol, her zaman (sesin titrese bile) gerçekleri söyle.
- Zamanında olman gereken yerde ol, geç kalma.
- Lütfen demeyi ve teşekkür etmeyi ihmal etme.
- Yapabileceklerinin altında söz ver, fazlasını yap.
- İnsanları onları ilk gördüğünden daha iyi bir durumda bırak.
- Arkadaş canlısı ve şevkatli ol.
- Birinci sınıf bir dinleyici ol.
- Diğer insanlara karşı tutkulu bir şekilde ilgili ol.
- Yüzünde gülümse eksik olmasın.

Katılmamak elde değil ancak bunlar (bu sıralama ile yazıldığı haliyle) benim değil, o meşhur Ferrari’sini Satan Bilge’nin, Robin Sharma‘nın lafları.

7 Eylül’de Borusan İstinye tesislerinde Robin Sharma’nın “Kendinizi Uyandırmak” Konferansına katıldım. D&R’ın sahiplendiği bu seminerden aklımda kalanları ve ayrıca Robin Sharma’nın bende iz bırakan bazı eski (kitapları ve röportajlarından) söylemlerini ve doğrularını şimdi sizlerle paylaşacağım.

Bir sonraki yazımda ise Robin Sharma hakkında kişisel izlenim ve düşüncelerimi yazacağım. Kendisini planlı bir strateji ile nasıl zekice konumlandırdığından, pazarladığından ve nasıl bu kadar ünlü (ve zengin) olduğundan. Kısaca, yarattığı kişisel başarı hikayesinden.

Şimdi dönelim verdiği mesajlara.

İnsanlar çalıştıkları şirketlerinde pozisyonları veya ünvanları ne olursa olsun, “liderlik davranışı” sergileyebilirler. Bunun için önerdiği dört taktik var:

1.) Kendinize ait kişisel bir felsefeniz (nasıl bir kişi olmak istediğiniz) ve net hedefleriniz olsun. Bunları yazın, haftada bir okuyun.
2.) Günün en zorlu işi, sabah yapacağınız ilk işiniz olsun.
3.) Her gün düzenli olarak en az %1′lik bir ilerleme sağlayın.
4.) Düşünmek için kendinize zaman yaratın. Sabahları bir saat erken kalkın (3 hafta sonra alışırsınız).

Kişisel felsefeniz, değerleriniz ve hedeflerinizi bulmanıza yardımcı olmak için şu soruyu cevabı tükenene kadar tekrar tekrar sorup, her defasında da ayrı cevaplar vermenizi istiyor:

- “Hayatındaki en önemli şey ne?”

Daha sonra aynı şeyi şu 2 soru için de yapmanız gerekiyor:

- “Hayatımda gelişmesi gereken şey ne?”
- “En çok neyi yapmaktan pişmanlık duyuyorsun?”

Bu üç soruluk çalışmayı yapmanın en ideal yolu başka bir kişi ile karşılıklı birer sandalyede ve diz dize, göz göze oturarak yapmak. Karşınızdaki aynı soruyu size defalarca (siz artık farklı bir cevap bulamayıncaya kadar) soracak. Gözlerinizi karşınızdaki kişinin gözlerinden kaçırmadan bunu yapabilmek o kadar kolay değil. Deneyin, işe yarar bir çalışma.

1.000 kişi ile yapılan bir araştırmada insanların en fazla “pişmanlık” duyduğu üç şey şöyle sıralanmış:

1.) Keşke daha fazla dinlenmek için vakit ayırabilseydim.
2.) Keşke kendimi (duygularımı, değerlerimi, …) daha iyi ifade edebilseydim.
3.) Keşke daha fazla sevgiyle dolu ilişkiler kurabilseydim.

Yukarıdaki diz dize, göz göze yöntemiyle olmasa dahi, cevaplarını sürekli gözden geçirmemiz gereken üç başka soru da:

- Ne olmak istiyorsun? (Öldükten sonra nasıl anılmak isterdin kapsamında)
- Hayattaki en büyük korkuların ne?
- Başarısız olmayacağını önceden bilme şansın olsaydı ne iş yapmak isterdin?

Kendi hedeflerinizi belirlerken olumlu referans noktaları belirlemek, daha önceden kendimizde göremediğimiz potansiyelin açığa çıkmasını sağlar. Eğer referans noktalarınızı dünya ölçeğinden seçerseniz de, umutsuz anlarınızda dahi bu referanslar size güç verecektir:

- Çocuklarımız: Koşulsuz sevgi ve sınırsız merak
- Lance Armstrong: Sebat etme ve direnme gücü
- Richard Branson: Hayatın her anını dolu dolu yaşamak
- Madonna: Kendini yeniden keşif etmek
- Peter Drucker: Hayat boyu öğrenmeyi sürdürmek
- Nelson Mandela: Cesaret ve insanlıkçı olabilmek

Liderlik sizle başlar. Yani kendinizle…

- Verdiğiniz sözleri tutun. Yaptığınız işte çok iyi olun ki, sizi umursamamazlık yapamasınlar. Fark yaratın.
- Günlük ufak da olsa büyük işler için aksiyon alın.
- Size ters gelen, kabul etmekte zorlandığınız işlerden kaçmayın, üzerine üzerine gidin. Gelişim ile beraber değişimi de içselleştirin. İnsanoğlunun en mutlu olduğu anlar büyüdüklerini, yani geliştiklerini gördükleri zamanlardır.
- Aç kalın. Başarı kadar başarısızlığı davet eden başka bir şey yoktur. Başarılı oldukça açlık seviyeniz de artsın.
- Yapabileceklerinizin altında söz verin, fazlasını yapın. O ekstra kilometreyi gitmekten kaçınmayın. Sonuçta insanlara beklediklerinden daha fazlasını verin.

Bunlar da “başarı” için verdiği taktikler:

- Sabahları erken kalkın. Mesela 4′de veya 5′te. İlk yarım saati kendinize ayırın. Kahve eşliğinde sessiz bir ortamda gününüzü planlayıp kişisel hedeflerinizle karşılaştırın. Kitap okuyun, düşünün. Bu yarım saat kutsal zamandır.
- Sağlığınızı birinci öncelik yapın. Düzenli spor yapın; sağlıklı yemekler (yağsız, bol sebze, bol su ve vitamin takviyesi) yiyin. Kısaca, sağlığınızı birinci öncelik yapmak için kalp krizi geçirmeyi beklemeyin.
- Sağlıktan sonra en önemli öncelik aile. Özellikle çocuklarınızla kaliteli vakit geçirin, onları tanıyın.
- Hayattaki en önemli amacınız ne ise her gün onun için mutlaka birşeyler yapın.
- Her gün sonunda o günü değerlendirin. Hedeflerinizi gözden geçirin.

Zor ve pek de keyif almadığınız bir iş yapıyorsanız (mesela bir alışkanlığınızı değiştirmek, bir korkunuzu yenmek gibi) kendinize en azından 30 günlük bir süre tanıyın. Her gün %1′lik bir aşama kaydedin. Bu bir ayda %30 demek. %1 zaman içinde mutlaka galip gelir.

Hayatta hayal ettiğimiz “değişiklikleri” yapmamıza engel olan dört faktör var:

- Korku: Bilinenin bilinmeyene olan üstünlüğü. Korktuğun şey neyse, artık korkmayana kadar onun üstüne git.
- Başarısızlık: Başarısız olmak istemediğimiz için denemeye dahi kalkışmamak. Oysa en büyük başarısızlık denemeyi başaramamak.
- Unutmak: Kitaplardan veya seminerlerden öğrenip heyecan duyduğumuz konuları günlük hayatın karmaşası içinde unutma eğiliminde olmak. Öğrendiğimiz en değerli şeyleri yazarak sürekli görebileceğimiz yerlere asmak bir çözüm olabilir.
- İnanç eksikliği: Çoğu kişide kişisel gelişim konularına karşı alaycı bir tutum var. Bu belki de çocukluk yaşlarında yaşanan bazı başarısızlıklardan kaynaklanıyor olabilir. Oysa başarıya giden yol başarısızlıklardan ve risk almaktan geçiyor.

Ve şimdi de sırada “mutlu olma” sırları var:

- Yeni bir araba sizi sadece birkaç hafta mutlu eder. Yeni bir ev bir kaç ay. Gerçek mutluluğun anahtarı “hizmetkarlıkta.” Diğer insanlara “yardım” etmekte. Aldıklarımızın değil, verdiklerimizin üzerine inşa edilen bir hayat gerçek mutluluğu getirir.
- Hayatı kendi değer ve kurallarınla yaşa. Kendi yarışını koş. Rüyalarına karşı saygılı ol.
- Ünvansız yaşamayı öğren. (Bu arada bir arkadaşının verdiği kartvizit onu çok etkilemiş, kartında isminin altında ünvan olarak “Human Being” [İnsanoğlu] yazıyormuş.)
- Para kazanmanın kötü bir yanı yok. Ancak para birinci önceliğe çıktığında, sen basamakların en üstüne çıksan bile içinde bir boşluk, eksiklik hissedersin. Kimse mezarda senin ne kadar zengin olduğunla ilgilenmez.

En büyük risk, risk almamaktır.

Harcanacak en kötü şey ise hayatın kendisi. Sen doğduğunda ağlarken, bizler gülüyorduk. Öyle bir hayat yaşa ki, öldüğünde sen gülerken dünya ağlasın.

İşte size Ferrari’sini Satan Bilge Robin Sharma. Açıkçası yukarıdaki tüm bu doğrulara inanarak imzamızı atıyoruz. Bir sonraki yazımızda ise işte bu “doğruları satarak” nasıl kişisel bir başarı hikayesi yaratılabileceğinden bahsedeceğiz. O zamana dek, kalın sağlıcakla.

 

 

alıntıdır..

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/2/2007 - ikarus

Kategori: felsefe

                                             

 

 

İkarus olmak

 


Özgürlük ve öğrenme tutkusu, tarihler boyunca hep eşdeğer görülmüş... Yunan mitolojisinde buna dair sayısız hikaye vardır. En çarpıcı olanı ise İkarus'unkidir.
İkarus'un babası Daidalos bilge bir mimardır. Sürgüne gönderildiği Girit Adası'nda Kral Minos'un yanında çalışmaya başlar. Onun isteği üzerine insan başlı, boğa bedenli bir canavar olan Minotauras'ın bir daha çıkmamacasına içine kapatılacağı Labirent'i inşa eder. Ancak bir süre sonra kral Minos'un emri ile, Labirentin gizini Theseus ve Ariadne'ye öğrettiği gerekçesi ile oğlu İkarus'la birlikte kendisi Labirent'e hapsedilir.

Daha çok özgürleşmek!

Daidalos, yaratıcı aklıyla, buradan çıkmanın yollarını arar. Kendisi ve oğlu için kanatlar yapar. Bu kanatları bal mumuyla bedenlerine, omuz başlarına yapıştırır. Oğlu İkarus'a ne çok alçaktan, ne de yüksekten uçmamasını, özellikle de güneş ışınlarına yaklaşmamasını tembih eder.
Fakat İkarus takma kanatları ile bir kez havalandıktan sonra, aydınlığı, güneş ışınlarını ve bunların ardındaki hakikati biraz daha yakından görmek, öğrenmek ve daha çok özgürleşmek düşüne kapılır.
Ancak, güneşe yaklaştıkça, takma kanatlarını bedenine yapıştıran bal mumları erimeye başlar. Ve sonunda İkarus, Ege Denizi'nde Sisam Adası'nın yakınlarındaki İkaya Adası'nın önüne, bugün de, onun anısına, İkarus Denizi denen bölgeye düşer, yitip gider...

Özgürlük bedel ister...

İkarus miti, daha sonra psikolojiden, sanata kadar pek çok alanın konusu edildi. Büyük Hollandalı ressam, Pieter Breugel'in, İkarus'un Düşüşü (1558) tablosu bunlardan biridir. Bruegel yapıtında, gerçeği öğrenmek ve özgürleşmek isteyenlerin başına neler gelebileceğini sarsıcı bir gerçekçilik ve ironi ile sergilemiştir.
Doğanın, insanın alabildiğine dingin ve kendi halinde olduğu tabloda, zor seçilecek bir ayrıntı vardır.
O da denize çakılan İkarus'un çırpınan ayaklarıdır. İkarus'un boğulması ve yüzeyde görünen çırpınan ayakları, tabloda yer alan çobanın, balıkçının ve gemicilerin dikkatini bile çekmez. Onlar kendi sınırlı dünyalarına dalmışlardır!
Gerçek, özgürlük, öğrenmek, ütopya ve bunların hepsini temsil eden İkarus'un boğulması hiç kimsenin umurunda bile değildir!

İkaruslar olmasa...

Bu sarsıcı tablo, öğrenme ve özgürlük tutkusunun ağır bedellerini resmeder. Yaşamına bu anlamlarla içerik kazandırmış olanların, insanlık denizindeki yalnızlıklarını, karşılaşacakları ağır bedelleri anlatır. Ancak bu insanı ürkütücü bir ikilemle karşı karşıya bırakacak keskinliktedir! Toplumsal gerçeğin değişmezliğine dair bir alt çizme yapılmış gibidir...
Bu açıdan tablo, İkarus gibi özgürlük ve gerçeğe daha fazla yaklaşma tutkunlarına katı bir mesaj verir. Belki de insanın bireysel merak ve tutkularının toplumsal bir ifade kazanması ile anlam kazanabileceğini anlatır. Ama bunun için İkarusların varlığının bir zorunluluk olduğu pas geçilebilir mi?
Sahi, İkaruslar olmasa bu durağan, dingin denge ileriye doğru nasıl bozulur?
Breugel kendi yaşadıklarından umutsuzluk çıkarıyor... Peki sizce de tarihin çarkı biraz da, sayısız örselenme ve bedelleri, acı ve kayıpları göze alanların cesaretli çıkışları ile dönmemiş midir?
 
 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

edebiyat, müzik..

Son Yazılarım

kabuslar evi- çağan ırmak
gripinden kendi adını taşıyan 2. albüm
gripin- hikayeler anlatılmaya devam edecek
öncelikle..
daha ben- cemal süreya
hasretinden prangalar eskittim- ahmed arif
gripin- olduğu kadar
Yaprak Sharması, Dolma Sharması, Robin Sharma…
robin sharma : en büyük risk, risk almamaktır.
robin sharma: en büyük risk, risk almamaktır
cem özkan- dön bana
baba bana bağırma- akgün akova
cezmi ersöz-bir hayalet
ikarus
işte türk gençliği!!
gece nöbeti- murathan mungan
nazım hikmetten bir şiir
adını siz koyun..
aşkın gözü...
beni unutma...
birine bağlanmak -ahmet altan
malt- aşkın gözü
MALT ' DAN İÇİP İÇİP KUDURACAĞINIZ BİR ALBÜM :)
giderken - sunay akın
ya evde yoksan- cemal safi

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

terrorturkey
yagmurtuana
fatoscb
ladyfear
romantikmeyhane
sentsllo
klarnetligemi
hayaliperde
zuhalaksulu
talihoyunlari
esmidik
gifdunyasi
mavisalkimbahcesi
starling
türkan mutlu