26/2/2007 - ikarus

İkarus olmak
Özgürlük ve öğrenme tutkusu, tarihler boyunca hep eşdeğer görülmüş... Yunan mitolojisinde buna dair sayısız hikaye vardır. En çarpıcı olanı ise İkarus'unkidir. İkarus'un babası Daidalos bilge bir mimardır. Sürgüne gönderildiği Girit Adası'nda Kral Minos'un yanında çalışmaya başlar. Onun isteği üzerine insan başlı, boğa bedenli bir canavar olan Minotauras'ın bir daha çıkmamacasına içine kapatılacağı Labirent'i inşa eder. Ancak bir süre sonra kral Minos'un emri ile, Labirentin gizini Theseus ve Ariadne'ye öğrettiği gerekçesi ile oğlu İkarus'la birlikte kendisi Labirent'e hapsedilir.
Daha çok özgürleşmek!
Daidalos, yaratıcı aklıyla, buradan çıkmanın yollarını arar. Kendisi ve oğlu için kanatlar yapar. Bu kanatları bal mumuyla bedenlerine, omuz başlarına yapıştırır. Oğlu İkarus'a ne çok alçaktan, ne de yüksekten uçmamasını, özellikle de güneş ışınlarına yaklaşmamasını tembih eder. Fakat İkarus takma kanatları ile bir kez havalandıktan sonra, aydınlığı, güneş ışınlarını ve bunların ardındaki hakikati biraz daha yakından görmek, öğrenmek ve daha çok özgürleşmek düşüne kapılır. Ancak, güneşe yaklaştıkça, takma kanatlarını bedenine yapıştıran bal mumları erimeye başlar. Ve sonunda İkarus, Ege Denizi'nde Sisam Adası'nın yakınlarındaki İkaya Adası'nın önüne, bugün de, onun anısına, İkarus Denizi denen bölgeye düşer, yitip gider...
Özgürlük bedel ister...
İkarus miti, daha sonra psikolojiden, sanata kadar pek çok alanın konusu edildi. Büyük Hollandalı ressam, Pieter Breugel'in, İkarus'un Düşüşü (1558) tablosu bunlardan biridir. Bruegel yapıtında, gerçeği öğrenmek ve özgürleşmek isteyenlerin başına neler gelebileceğini sarsıcı bir gerçekçilik ve ironi ile sergilemiştir. Doğanın, insanın alabildiğine dingin ve kendi halinde olduğu tabloda, zor seçilecek bir ayrıntı vardır. O da denize çakılan İkarus'un çırpınan ayaklarıdır. İkarus'un boğulması ve yüzeyde görünen çırpınan ayakları, tabloda yer alan çobanın, balıkçının ve gemicilerin dikkatini bile çekmez. Onlar kendi sınırlı dünyalarına dalmışlardır! Gerçek, özgürlük, öğrenmek, ütopya ve bunların hepsini temsil eden İkarus'un boğulması hiç kimsenin umurunda bile değildir!
İkaruslar olmasa...
Bu sarsıcı tablo, öğrenme ve özgürlük tutkusunun ağır bedellerini resmeder. Yaşamına bu anlamlarla içerik kazandırmış olanların, insanlık denizindeki yalnızlıklarını, karşılaşacakları ağır bedelleri anlatır. Ancak bu insanı ürkütücü bir ikilemle karşı karşıya bırakacak keskinliktedir! Toplumsal gerçeğin değişmezliğine dair bir alt çizme yapılmış gibidir... Bu açıdan tablo, İkarus gibi özgürlük ve gerçeğe daha fazla yaklaşma tutkunlarına katı bir mesaj verir. Belki de insanın bireysel merak ve tutkularının toplumsal bir ifade kazanması ile anlam kazanabileceğini anlatır. Ama bunun için İkarusların varlığının bir zorunluluk olduğu pas geçilebilir mi? Sahi, İkaruslar olmasa bu durağan, dingin denge ileriye doğru nasıl bozulur? Breugel kendi yaşadıklarından umutsuzluk çıkarıyor... Peki sizce de tarihin çarkı biraz da, sayısız örselenme ve bedelleri, acı ve kayıpları göze alanların cesaretli çıkışları ile dönmemiş midir?
|