14/12/2006 - yoga-10.bölüm
10. BÖLÜM AKLIN HUZURU VE KENDİNE HAKİMİYET
Bu zıt güçlerin ortasında olduğumuzda, ne yapıyoruz? Bununla ilgili bir çok reçete verilmiştir, ama Yoga metinlerinde bahsedilen ilk yöntem, kişinin hastalandığında yaptığıdır. Kişi hastalandığında, bedenini analiz etmez, doktora gider. Öğrencinin Guruya gitmesi ve onun üstün bilgeliğinden tavsiye alması daha iyidir. Patanjali'nin ünlü reçetesi Ekatattva-Abhyasadır. Ekatattva "tek gerçek", "tek amaç", "tek hedef" demektir. Abhyasa "uygulamak" demektir. O halde, Patanjali'nin reçetesi, tek bir kavram, tek bir gerçeğe tekrar tekrar müracaat etmektir. Uygulamada, öğrenci bir anda tek bir parçayı almalıdır. Geniş olan Ekatattva-Abhyasa terimi bir çok şey anlamına gelir. Tek gerçeklik nedir? Öğretmenler bir çok tanım vermişlerdir. Patanjali bunu tanımlamayı teklif etmez. Önce tek gerçeklik gelmesin. Bunun yerine, önce Guru gelsin. Gerçeklik üzerine konsantrasyon daha sonra gelir, çünkü bu bir ilaç almak gibidir, ve ilaç henüz reçete edilmemiştir. Kimse gerçekliği kendisi için tanımlamasın, çünkü tanım yanlış olabilir ve kişi duygusal gayrette uç noktalara gidebilir. Basiret cesaretten sayılır derler. En basit anlamında inisiye edilmemiş bir çömezin bakış açısından alındığında, "tek gerçeklik uygulaması"na belli bir nesne ya da düşünce üzerine yapılan bir çeşit konsantrasyon olarak bakılabilir. Yoga'da buna kısaca Trataka denir. Trataka, kişinin dışsal veya içsel bir dikkat noktasına bakışlarını dikmesidir. Aklın karışıklıklarını sakinleştirmek için, bu süreçle birlikte, bir nefes egzersizinin de uygulanması gerekebilir. Patanjali bizden nefesi çıkarmamızı Prachardana ve onu zaptetmemizi Vidharana istemektedir. Bazıları bunun nefes alma ve tutma talimatı olduğunu süşünür. Derin nefes alma ve tutma acil bir çare olabilir, ama nihai bir çare değildir. Bu, bir ilaç değil, tecrube olsun diye yapılan bir ilk yardım uygulamasıdır. İhtiyaç duyulan çare daha sonra açıklanacaktır. Öğreti, nefesi çıkarmak ve tutmak ve bununla birlikte tek bir şeyi düşünmektir. Trataka içsel ya da dışsaldır, birincisi diğerinden biraz daha zordur. Dışsal Trataka gözlerin görmesine yardımcı olurken, içsel olanda kişi sadece aklı kullanır. Bu yüzden, ilk aşamada dışsal Trataka önerilir. Burada, öğrenci bir noktaya ya da beneğe gözünü dikip bakabilir. Bu uygulamayı yapmak bir çok kişi için zordur, çünkü bir noktaya uzun süre bakacak bakışları yoktur, bunu sevemezler. Ancak, Trataka'nın psikolojik kısmı aklın tek bir noktada odaklanmasıdır, ve bu bir noktaya bakma alışkanlığıyla bile yapılabilir. Ama bu, kişinin Ishta-Devatasının (seçilen ilahının) resminin yerleştirilmesiyle daha ilginç hale getirilebilir. Krişna, Rama, Devi, Şiva, Vişnu, Buddha, İsa ya da kişinin idealize ettiği diğer bir idol Trataka nesnesi olabilir. Resme gözlerinizi dikin. İlahi yüze bakın ve yüce kaynaktan gelen ilhamı çekin ve dualar söyleyin. Bu dışa yapılan bakış ya da görselleştirme hatırı sayılır bir süre uygulanabilir. Daha sonra, bakış zihinsel ya da içsel resimde sabitlenmelidir. Aslında kişi alışabilirse noktaya bakmak da aynı derecede verimli olmasına rağmen, diğer yöntem bir nokta ya da beneğe bakmaktan çok daha çekicidir. Bazı kişiler bedendeki bazı Çakralara (psişik merkezlere) konsantre olmayı tercih edebilirler, ve buna da bir çeşit içsel Trataka denir. Bedendeki bir Çakra, Ishta-Devata'nın resmi, bir nokta, bir benek, vb Ekatattva-Abhyasa'nın düşük biçimli nesneleridir. Daha üstün anlamda, uygun meditasyona yönlendiren daha ince nesneler de vardır.
Nefesin verilmesi ve tutulması ve dikkatin herşey dışarıda bırakılarak tek bir şeyde tutulması uygulamaları alt üst olmuş akla geçici olarak huzur getirir. Ama, Patanjali'nin aklın huzurunun temin edilmesi için diğer psikolojik egzersizleri de vardır. Ekatattva-Abhyasa öğrencinin toplum kaygısı olmadan, kendisinin yaptığı kişisel bir teşebbüs olduğundan, toplumsal doğadan dolayı zorluklar baş gösterir. Bu uygulamayı içsel olarak devam ettirmek için öğrenci ne kadar çaba sarf ederse etsin, dışarıdan sıklıkla endişeye bazen de alt üst olmaya neden olan olaylar olur. Bu dert kaynakları ile ilgili birşeyler yapılmalı ve insanlarla başetmede yöntemler benimsenmelidir. Başarı kişinin kendisiyle ilgili hiç bir tepkinin olmamasıdır. Tepki olduğu sürece, rahatsızlık vardır. Patanjali, bu tepkilerin kişinin zayıflıklarından ve kendisini diğerleriyle uydurma yetersizliğinden olduğu fikrindedir. Burada, bir filozofun zihinsel huzurun kazanılması için gerekli sosyal tavırı veren deyişini hatırladım. "Değiştirebileceğim şeyleri değiştirme arzusu, değiştiremediklerime dayanma gücü ve bunların arasındaki farkı anlama bilgeliğini ver." Bir şeyi değiştirebiliyorsanız, endişe etmeye gerek yoktur. Bir şeyi değiştiremiyorsanız, yine endişe etmeye gerek yoktur, çünkü yapılamayacak bir şey için endişelenmenin anlamı yoktur. Endişe, sizin gerçekten yapamayacağınız bir şeyi yapmayı denediğinizde ortaya çıkar. Bu, "yapılabilen" ve "yapılamayan" arasındaki "farkı bilme bilgeliğinin" eksikliğidir. "iyi", "kötü", "mutlu" ve "mutsuz" insanlar vardır. Bu insanlarla karşılaştığımızda, onlarla her gün baş etmeliyiz. İyi bir insan gördüğümüzde tavrımız ne olur? Kıskançlık olmamalıdır, çünkü bu aklımıza huzur vermeyecektir. Bizler mutlu (Mudita) olmalıyız. İyi giyimli ve güzel takılar takmış zarif birini gördüğünde "ne kadar mutluyum!" diye yüksek sesle hayret eden bir filozof hakkında kadim bir hikaye vardır. Filozof, kendisinin mal varlığını görmekten mutlu olmasının nedenini soran takılar takmış kişiye "Senin ya da benim olmasının önemi yok. Bunun olmasından hoşnutum." diye cevap vermiştir. Sınırlı akıl bir şeylere sahip olmak ister. Varoluşta, "sahip olma" diye bir şey gerçekten yoktur. Nesneler vardır. "Sahip olmak" evrensel kanunun bir parçası değildir. Biz iyi bir kişi gördüğümüzde, iyiliğin dünyada varolmasından sevinç duymalıyız ve bunun bir başka kişide görülmesinden dolayı tahammülsüz olmamalıyız.
Ayrıca, diğerlerine zarar veren ve diğerlerinin acısından zevk alan kötü ve aşağılık kişiler de vardır. Bu kişiler için farklı kanunlar farklı tepki reçeteleri verirken, Patanjali genel olarak Yoga öğrencisinin bu tip kişilere olan tavrıyla ilgilenmiştir. Patanjali, istenmeyen nesnelere karşı kayıtsız kalmayı (Upeksha) tavsiye eder. Böyle bir insanın varlığını görmezden geliriz ve böylece kötülükle uğraşmaktan kurtulmuş oluruz. Bu doğrusu bizi ilgilendirmez; tepkimiz diğerleriyle hiç bir karşıt tepkiye girmeyecek şekilde olmalıdır, ve bunun için zihinsel tavrımızı dengede tutmamız gerekmektedir. Yargıda bulunmamız ve insanlarda izler bırakmamız, bunlara nüans olarak baksak bile, her zaman gerekli değildir. Ters düşmemek, yaşamımızdaki bir çok derdi önleyecektir.
Mutlu olana alev gibi parıltı (Maitri), kederli olana acıma (Karuna) göstermeliyiz. Bu dört katlı tavır dışsal sebeplerden ya da ilişkide bulunmamız gereken bazı kişilerin ya da şeylerin varlığından dolayı oluşan zihinsel rahatsızlığı önlemek için gereklidir. Ancak, bizim hiç bir ilişkide bulunmadığımız durumlarda, bu tip bir zorluk yaşanmaz.
Hislere kapılmamanın (Vairagya) gelişiminin ve sürekli uygulamanın (Abhyasa) bir arada sürdürülmesi gereklidir, çünkü ikisinin de mükemmel hale gelmesi Yoga'nın toplam sürecidir. Öğrenci duyuları heyecanlandıracak hiç bir şey yapmamalıdır. Pratyahara'nın, bağımlı olmayan bir şuur olmadan yapılması mümkün değildir. Hislere kapılmama, arzu ile zorla uygulanamaz, tersine anlayışla uygulanabilir. Yoga metinleri hislere kapılmamanın çeşitli kademeleri olduğundan ve kişinin bir anda en tepeye sıçrayamayacağından bahseder. Birinci aşama Yatamana-Samjna ya da hislere kapılmamayı başarmak için gerekli çaba şuuru olarak adlandırılır. "Artık yeter, ve ben özgür olmak istiyorum." bu tip bir şuurdur, seçilen yönde başarı elde etmeye yeltenmektir. İkinci aşama Vyatireka-Samjna ya da çabada gerekli olanları gerekli olmayanlardan ayırma şuurudur. Burada, öğrenci yaşamının durumunu inceler. Burası, öğrencinin gerekli olanı gerekli olmayandan ayırt ettiği ve çabanın doğru hedefini sabitlediği yerdir. Bağımlılığa, endişeye ve kuruntuya gerçekten sebep olanın ne olduğu net olarak bilinir ve bu gayretle önlenir. Kişiyi rahatsız eden her zaman tüm dünya değildir; sadece bazı şeylerin dikkate ihtiyacı var gibidir. Başlangıçta, kişi tüm dünyanın kötü olduğunu düşünebilir, ama kişi yavaş yavaş kendisine dert verenin sadece bir kaç durum olduğunun farkına varır. Burada, kişinin dert açan noktayla yüzleşmesi ve bir çok şüpheli durum arasından tek bir sebebin meydana çıkartılması olan üçüncü aşama gelir. Bu, Ekendriya-Samjna ya da yoldaki zorluğun tek nedeni olan "tek duyu" şuurudur. Öğrenci tekrardan dilin, ya da gözlerin vb başına dert açtığını düşünür. Tüm duyular şüphe altındadır ve gözlenir, bu tıpkı bir davada iyi niyetli oldukları şüpheli olanların evvelden tutuklanmaları gibidir. Suçlu olan tahlilden sonra bulunduğunda, diğerleri serbest bırakılır. Önce, tüm duyular toparlanır; ve sonra fitneci olannı sadece akıl olduğu keşfedilir. Burada, üçüncü aşamada, sanık elleri kanlı olarak yakalanır. Dördüncü aşama, Vasikara-Samjna ya da görülen ya da duyulan herşeye karşı olan özlemin yokluğunun şuuru ya da ustalığıdır. Bu dünyada görülen hiç bir şey ve cennetin sadece olduğu duyulan hiç bir zevki Yoga öğrencisini artık cezbedemez. Burada kişi, nesnelerin hasretini çekmekten kurtulması Trishna kadar kendini fiziksel olarak nesnelerden ayırmaz. Kötü olan, bir enstrüman olan nesneler değil, "zevk duymayı arzulamak"tır. Kişinin bulunduğu yer önemsizdir; kişi dünyadan kaçamaz, çünkü dünya her yerdedir. yüce kontrol (Vasikara), arzu duymamadır (Vaitrishnya). Nesnelerden uzak durma hislere kapılmama değildir, çünkü Gita "nesneler gittiğinde, onlara duyulan özlem gitmez" der. Kişi rüyasında gördüğü nesnelerle fiziksel bir irtibat içinde değildir, yine de kişi orada onlardan zevk alır. Haz, nesneler fiziksel olarak var olmadıklarında bile heyecanlanır. Karşıt şekilde, sadece kişinin aklı bağımlı değilse, nesneler kişinin yakınında olsa bile zevk vermezler. Nesneleri düşünmek arzunun birinci aşamasıdır. Düşünceyle, kişi onları kendisinin yakınına getirir. Tam olarak ustalaşma, duyuların özlem duymadığı ve aklın nesneleri düşünmediği durumdur. Bunlar nesnelerle olan ilişkimizde işlemiyorsa, bunun hislere kapılmamanın en yüksek noktası ve Pratyahara'nın zirvesi olduğu söylenir.
Kendine-hakimiyeti mümkün kılmak için, bizler Kathopanisadda bize verilen sembolden yardım alabiliriz. Burada, duyular atlarla, ve beden onları çeken araçla, duyu-nesneleri araçların hareket ettiği yolla, zihin sürücüyle, akıl atları kontrol eden dizginlerle, ve bireysel ruh da aracın içindeki yolcuyla karşılaştırılmıştır. Sürücü, atları elinde tuttuğu deri şerit ya da ip olan dizginler yoluyla yönlendirir. Bedenimiz duyu atlarıyla sürülen bir araçtır. Bu analog, biraz değişik şekilde Upanişad'ların varlığını hiç bir zaman bilmemiş olan Plato'da da vardır. Sembolün önemi hayatta başarılı olmak için nasıl hareket ettiğimizdir. İnsan oğlunun tüm yaşamı, farklı derecelerde Pratyaharalardan biri olmalıdır. Sürücü her zaman atlar arabayı bir hendeğe sürmesin diye dikkatli olmalıdır ve hiç bir zaman dizginleri elinden bırakma lüksüne sahip değildir. Uyanıklık yaşamdır ve yaşam Yoga'dır. İyi bir yaşam; duyuların, iştahlı benliğin tutkularının kontrol etmedeki sürekli çabadır. Uygun yönlendirilmediği takdirde, sakin atlar cinnet geçirir ve araç hedefine varamayabilir. Atlar genellikle vahşidir ve doğru yola gelmezler. Öyle veya böyle doğru yönden çıktıklarında, sürücü dizginleri çekerek onları tekrar geri getirmeye çalışır. Aynı şekilde, kişi duyuları kontrol noktasına getirmelidir. Upanişad, duyuların, faaliyetlerinde dışa dönük oldukları ve asla içe bakmadıkları uyarısını yapar. Bu yüzden, harap olmuş duyuların ortasında içindeki ışığı seyredecek zamanı bulan kişi sayısı azdır. Duyular, Samsara ya da dünyasal varoluşun nesneler dünyasında yaşarlar ve bu yüzden ölümlüden ölümsüz hale gelmek için Pratyahara ihtiyacı zorunludur. Upanişad duası: "Beni gerçek olmayandan gerçek olana, karanlıktan ışığa, ölümlülükten ölümsüzlüğe yönelt"tir. Bu, Yoga'daki Pratyahara'da olan kendine hakimiyetin amacıdır.
Abhyasa sabırla, vazgeçmeden yapılan usanmaz uygulamadaki şaşmaz değişmezliktir. Uygulama sadece düzenli olmamalı, aynı zamanda uygulama derin sevgiyle (Satkara) yapılmalıdır. Uygulama, uzun bir süre (Dirghakala) boyunca, kesintisiz (Nairantarya) yapılmalıdır. Uygulamanın süreğenliği adanmayla dolu olmalıdır, çünkü hoşlanmadan sadece aklın zorlamasıyla yapıldığında, başarıya götürmeyecektir. Bir bebek bile zorla kontrol edilmek istemez; sevgi için yalvarır. Aklın, kutsanmanın nerede olduğunu anlaması sağlanmalıdır. Anlayış olmadan, sevgi olamaz ve sevgi olmadan çaba olmaz. Kör bir şekilde bir şeye doğru zorla kakılan kişiye bir şey sevdirilemez. Vairagya ve Abhyasanın ikisi de, Yoga'nın temeli olan ve ayırt edici kavrayış olan büyük anlayışın (Viveka) sonuçlarıdır. Gerekli takdir kişinin sahip olduğu fikir değil, sabit bir iknadır. Kişinin süreğen bir tavırda sabitlenmesi ve sürekli değişen çeşitli modlara girmemesi Abhyasadır. Nesnelerle uyumun algılanması adına yapılan harekette aynilik olmalıdır. İnsanlar fikir değiştirirler, çünkü yargıları doğru değildir. Yaşamdaki acı çekmenin bir nedeni kişinin, kişileri ve nesneleri oluşturan modların ve acele yargıların kölesi olmasıdır. Ruhsal uygulama, şuurun sabitliği üzerine çabadır. Daha önce bahsedilen Ekatattva-Abhyasa tek gerçeklikte bu tip bir şaşmaz değişmezlik, seçilen bir idol ya da belli bir tavır moduna kişinin konsantrasyonudur. Ne Vairagyayı terbiye etmek, ne de Abhyasada sabit kalmak kolay değildir. Sıkı bir işçilik gereklidir. Kişinin dünyanın gürültüsünün ortasında dengede kalması kolay bir iş değildir. Pratyahara süreci yaşamın bir savaş, varoluş mücadelesi olduğunu ortaya çıkartacaktır.
Akıl bu kendine hakimiyet çabaları yoluyla, enerjinin korunmasıyla sabit hale gelir. Duyuların güçleri akılla uyum içine girip kendilerinin kaynağı olan akıldan farklı bir varoluşları olmadığında, Pratyahara vardır. Müsrif oğullar artık eve dönmüşlerdir. Uzun süren zihni dağınık yaşamdan sonra, duyular tekrar dinlence yerine dönmüşlerdir. Artık aklın çırpınışları yoktur, sadece aydınlanmanın sabit bir alevi vardır. Akıl tamamen konsantredir ve hedefini düşünmekten başka bir yere hareket etmez.
11. BÖLÜM DHARANA YA DA KONSANTRASYON
Şimdi, Yoga'nın en önemli özü gelmektedir, ve şimdi "Yogi'nin kaderine karar veren, başetmesi gereken son darbe" başlamaktadır. Bu, Dharana ya da kişinin psişik varlığının (Chitta) bütününün konsantrasyonudur. Dharananın kesintisiz akışına Dhyana ya da meditasyon denir. Dharana bir damlaysa, Dhyana nehirdir. Bir çok konsantrasyon, meditasyon yapar. Kalitesel anlamda farklı değillerdir, ama fonksiyonel olarak aralarında bir fark vardır. "Konsantrasyon ve Meditasyon" isimli çalışmasında Sri Swami Sivanandaji Maharaj bu konuyu detaylıca açıklamıştır.
Farklı okullar farklı konsantrasyon metodları önerirler. Budistlerin kendi yöntemi, Jain*'lerin bir başka yöntemi vardır. Hindistan'daki ortodoks sistemlerin tamamen kendilerine ait yöntemleri vardır. Kişinin aklını konsantre edeceği yola, bir yere kadar kişinin nasıl bir kişi olduğuyla ve kişinin içindeki Samskaraların ya da psişik izlenimlerin neler olduğuyla karar verilir. Kişinin seçtiği hedefin doğası da ayrıca kişinin içsel oluşumuyla ilintilidir. Öğrenci Dharana'ya girdiğinde, kendi kişisel yapısıyla ilgili bir şeyler bilebilir. Kendisinin gözlemcisi ve çalışma nesnesi haline gelir.
Dharana uygulamasının ardındaki mantık Pratyahara konusu anlatılırken açıklanmıştı. Aklın konsantrasyonu çabasının ardındaki neden Pratyahara ihtiyacının altında yatan nedenle aynıdır. Bu, derin felsefik alt yapıyla psiklojik gerekliliktir. Konsantrasyonun "neden"i uygun bir şekilde açıklanmadıkça, kişi içsel olarak tatmin olamaz ve bu yüzden uygulamayı samimi olarak alamaz. Bir çok öğrenci konsantrasyon uygulaması yapmayı arzulamaktadır. Kendilerine "neden" diye sorulduğunda, iyi bir neden gösteremezler. Önce netlik olmalıdır, çünkü bu iknanın endeksidir, ve bu olmadığında kişinin önünde sabit bir ideal yok demektir. Konsantrasyon Chitta'nın ya da içteki psişik yapının varlığın evrenselliğine doğru kanalize edilmesidir. Endişe ve kederin Yoga uygulamasında bir engel teşkil ettiği söylenmişti. Doğrusu, Patanjali özellikle bunlardan Yoga alanındaki zıt güçlerin bazıları diye bahseder. Talihsiz bir şekilde, yaşam her zaman pişmanlıkla doludur ve biz her tür sıkıntıdan kurtulmuş birini arıyorsak, belki de böyle birini bulamayacağız. Yine de, Yoga zihinsel stres kişi nereye giderse gitsin av köpeği gibi kendisini kovalıyorsa, başarılı olamaz. Prayahara, Dharana ya da Dhyana'ya yeltenmeden önce, kişinin kendini dünyanın bu işkence edici güçlerinden kurtarması gerekir. Ve bu durumun bakış açısından bakılırsa, öğrenci aklı dengede tutmak için yolda ne kadar çaba sarf edilmesi gerektiğini anlayabilmelidir; çünkü Yoga'nın denge olduğu söylenir. Sadece yaşamdaki bir faktörden ötürü denge olmadığında, endişe başlar. Bu yüzden, Yoga'nın ilk aşaması Pratyahara ya da Dharana değildir, tersine psiklojik çözülmedir, ya da insanların iş hayatında yaptıkları gibi hisse alışı ve içsel dünyanın bilançosunu oluşturmaktır. Kişi nerede durduğunu bilmelidir. Kişinin hayati organlarını acı kemiriyorsa, kişi nasıl konsantrasyon ya da meditasyon yapabilir? Ekonomik durumdan, sosyal koşullardan, ailevi durumlardan vb ötürü ya da kişisel sağlık ve zihinsel dengelilikten dolayı bir çok problem ortaya çıkabilir. Bunlar, dikkate alınması gereken önemli durumlardır. Öğrenciyi derinlemesine birinin rahatsız ettiğini düşünelim, o anda öğrenci konsantrasyon için oturabilecek midir? Hayır. Çünkü akıl başka bir şeyle meşguldür ve konsantrasyon için hazır değildir. Halihazırda biraz çalışılmış ve üzerine tazyikle gelen negatif durumlarla uzlaşmaya çalışmaktadır. Yoga, günün tüm modlarından farklı olarak, pozitif bir durumdur. Yoga tarzı yaşamda, ne akılda ne de kişinin görüş perspektifinde negatif hiç bir şey yoktur. Yoga ile ilgili kuruntular anlamını doğru dürüst anlama isteğinden kaynaklanır. Bunlarla, birey dikkate alınarak baş edilmelidir, çünkü cevap bireyden bireye değişir. Bir doktorun hastalarıyla toplu olarak tedavi etmeyip, her birine bireysel dikkat göstermesi gibi, her bir soru, benzer karakterde olmadıkları sürece, ayrı ayrı alınmalı ve çözülmelidir.
Bir Guru'nun gerekliliğinden bahsetmeye gerek yoktur, ve kişi duyu-kontrolünü, özellikle seks-kontrolünü uygulayabilmelidir. Öğrenci dünyevi şeyleri ve aynı anda Yoga'nın güzelliğini arzulayamaz. Tekrarlarsak, yoga yolunda kalmak her zaman duyu-dünyasındaki gözlerde bazı kayıpları ima eder. Öğrenci ne istediğine karar vermelidir. Konfor, övgü, isim ve nam, vb mi istiyordur yoksa kendine hakimiyet yolunda ve aklın konsantrasyonunun peşine düşmede dürüst olacak mıdır? Başlangıç aşamalarında, Yoga'ya teşebbüs açlık, sıcak, soğuk ve yaşayacak doğru dürüst bir yer gibi baskılar yüzünden sarsılabilir. Arzuları en aza indirgemek şarttır. Kişi Yoga'yı aldığında, kişi bununla dürüst olmalıdır. Öğrencinin kişiliğinin sadece bir kısmı değil, varlığının tümü Yoga'ya gider. Bu yüzden kendini-analiz etmenin burada fevkalade bir önemi vardır, ve kişi kendi sorularına tek başına cevap bulamaz, çünkü bunlar kendi düşüncesi olduğundan o kadar kişiseldir ki, kişi bunları kendi başına çözemez. Sorunlarımızın çoğu dışarıdan değil, kendi düşüncemizden dolayı ortaya çıkarlar. Biz dünyada bazı olayların olmasını bekleriz. Ama bu olaylar olmaz. O zaman ne yaparız? Dünyayı mı değiştireceğiz? Dışsal koşulları değiştirmeye çalışacaksak, çoğunlukla hayal kırıklığının kurbanları oluruz, dünyanın tamamen dışımızda olmadığının nedeni oluruz. Ya kendimizi dünyaya, ya da dünyayı kendimize göre ayarlamalıyız. Birçokları birinci alternatife teşebbüs etmiştir, ama geldikleri tüm yolu geri gitmişlerdir. Herşeyden önce yaşamayı öğrenmeliyiz; yoksa kaybedenler oluruz ve kimse bizim ağlayışlarımızı duymayacaktır. Bu, öğrencinin mevcut durumu anladığı, kendini-analiz etmenin yoludur. Bedensel ve sosyal ilişkilerin analizi ahlaki ve ruhsal sorularla daha da ilerletilebilir, çünkü sadece o zaman aklın konsantrasyonu ve meditasyonu olabilir. Sadece sosyal ve ekonomik seviyelerde değil aynı zamanda akıl ve ruhta da güçlerin dengesi olmalıdır. Tanrı'nın yaratışından memnuniyet olmalıdır. Burada, öğrenci gerçekten hoşnut olur ve bu hoşnutluğun kendisi konsantrasyon hareketidir. Aklın konsantrasyonunun içsel tatminle ilgisi olması gibi, mutsuz olunduğunda da aklın konsantrasyonu olamaz. Mutlu olmayan bir kişi Yoga öğrencisi olamaz. Biz Yoga'ya insanlar dünyada bizi istemedikleri için gitmeyiz, Yoga'da özlü ve pozitif bir şey olduğu için gideriz.
Kendini-analiz etmeyle gelen psikolojik memnuniyet konsantrasyonda büyük bir yardımcıdır. Bazen, kişi zıt düşüncelerden çok fazla etkilendiğinde, -ki bunlar Yoga'nın amacından farklı olan ya da Yoga'nın amacına ter düşen nesneleri ve durumları ilgilendiren düşüncelerdir- Patanjali kişinin karşıt düşünme veya duyguları uygulaması (Pratipaksha-Bhavana) gerektiğini söyler. Bu olanın zıttını onaylamaktır. Belli bir duyu organı öğrenciye dert oluyorsa, öğrenci enerjinin onlara akması için diğer duyu organlarıyla yoğun çalışır, ve sorunlu element güçten yoksun bırakılır. Kişi seksüel olarak alt üst olursa, kişi Hanuman ya da Bhişma'yı düşünebilir. Bırakın akıl, Hanuman'ın güçlerini, karakterini ve zaferini nasıl elde ettiğini ya da Bhişma'nın yiğitliğini düşünsün ve buna meditasyon yapsı. sürekli tefekkürle akılda yerleşen daha yüksek düşünceden dolayı arzu yavaşça sönecektir. Kişi öfkelenmek üzereyse, kişi Buddha'yı düşünebilir. Ne kadar sakin, dengeli, nazik, sempatik, kendine hakim, dışarıda olan olaylardan alt üst olmayan bir kişilik. Daha sonra, öfke geçer gider. Öfke akla hakim olduğunda, bu tip düşünceler doğal olarak akla gelmeyecektir. Ama günlük uygulamalar akılda, zamanla bu tip negatif düşüncelerin oluşmasını engelleyen, Samskara ya da izlenimler yaratır, ve bu düşünceler ortaya çıksa bile, bunlar içsel huzuru bozacak kadar güçlü ya da şiddetli olmayacaklardır. Bu, psikoaanlizde "yerine koyma" yöntemidir.
Aklın kullandığı üç yöntem genellikle bastırma, yerine koyma ve bilinç altına itmedir. Bilinç altına itme, yapılabilecek uygun bir şeydir, ama aşikar bazı sebeplerden ötürü her zaman yapılamaz. İnsanlar sosyal tabulardan dolayı arzuları bastırırlar ama daha sonra bubazı zorluklara neden olur. Bastırma bir çare değildir. Kişi arzularını doyuramazsa, uzun vadede çok çeşitli hastalıklara dönüşebilen zorluklar haline gelebilirler. İnsanların modu, bastırılmış duygu ve tavırların ara sıra patlamasından başka bir şey değildir. Yoga yoluyla bilinç altına itmeye yönlendiren yerine koymayı önermesine rağmen, bastırma Patanjali'nin verdiği bir reçete değildir.
Konsantrasyon noktası dışsal, içsel ya da evrensel olabilir. Öğrenci dışsal olarak, içsel olarak ya da ikisi de olmayan ama görünen bir şeyi düşünebilir. Konsantrasyon amacı için herhangi bir araç seçilebilir. Dışsal düşünme başlangıç olarak, içsel düşünce orta aşama, ve evrensel düşünce de son aşama olarak düşünülebilir. Kişi dışla başlar, içe gider ve evrensele ulaşır. Biz dışarıdaki dünyayı görürüz ve her zaman onu düşünürüz, çünkü biz onun gerçek olduğunu hissederiz. Dünya düşüncesi bir yana bırakılamaz çünkü gerçeklik yok sayılamaz. Akıl dünya realitesini algılarsa, dünya terk edilemez çünkü gerçeklik kişi için asla "diğeri" değildir. Aklımız gerçek diye birşeyle meşgul olduğunda, aklımıza suni olarak konsantrasyonu getiririz. Burada, doğal olarak başarısız oluruz. O halde, konsantrasyon uygulamaya başlamadan önce, öğrenci Yama ve Niyama'ları uygulayarak, dünyayla ve toplumla uygun bir ilişki kurmalıdır. Dünya kollarımız arasında bağıra basılmışsa, kişi bunun içinde olarak Yoga uygulayamaz. Dünya ve kişinin kendisi ile huzur içinde olmak için, Patanjali sırasıyla Yama ve Niyama'ları reçete etmiştir. Asana ve Pranayama kaslar, sinirler ve hayati güç ile huzur ve uyumlu bir ilişki kurmak içindir. Pratyahara akıl ile huzuru sağlar. Yoga, huzur bilimidir. Dışarıdaki dünya uygun bir şekilde Yama'lar yoluyla kişiliğimizle koordineli hale geldikten ve elimizdekiler Niyamalar ve Vichara ya da kendini analiz etme yoluyla kendimizi nasıl anladığımız uygun hale geldikten, Asana yoluyla kaslarımız üzerinde, sinirler ve Prana üzerinde Pranayama ile bir çeşit kontrol sağladıktan ve Pratyahara ile içsel olarak uzlaştıktan sonra, öğrenci konsantrasyon problemiyle yüzleşmelidir. Kişi ne üzerine konsantre olacaktır? Herşeyden önce, konsantrasyon noktası dışsal olmalıdır, böylece kişi daha rahat konsantre olabilecektir, çünkü akıl her zaman dışarı doğru gitme eğilimi içindedir. Ama bu ihtiyaç duygusal olmak demek değildir. Akla elbette biraz özgürlük verilebilir, ama bu sınırlı bir çemberde kalmalıdır. Aklın faaliyetinin çevresi kademesel olarak daha küçük ve daha küçük hale gelmelidir. Kişi hareket eder ama gittikçe daralan çemberlerde. Konsantrasyonda daha yüksek aşamalara geldikçe, aklın işleyişinin çemberi daha küçük hale gelir. Başlangıç safhalarının çoğunda, öğrenci tek bir noktada konsantre olamaz. Bu yüzden bir bebek ya da eğitim altına alınan vahşi bir hayvanda yapıldığı gibi, geniş bir aralık verilmelidir.
Satsanga ve Svadhyaya kişinin aklın faaliyetini daha dar çemberlerle sınırlamasını sağlayan yöntemlerden bazılarıdır. Boş kalındığında, bir yerlere gitmektense, kişi Satsanga'lara katılır veya kutsal yerleri veya evliyaları ziyaret eder. Ve rastgele seçilmiş her tür edebi eser okumaktansa, kişi felsefi ve yükseltici metinler okur. Tüm bunlar, aklın konsantrasyonunda faaliyet çemberini sınırlama yoluyla sağlanan başarılardır. Her hangi bir zaman, herhangi biriyle çene çalınacağına, kişi sohbeti sadece bir gereklilikle kısıtlar. Uzun ip kısa kesilmiştir. Çemberin çapı kısalmıştır. Bu uygulama gerçek dini yaşamın başlangıcıdır. Dünyevi bir yaşamdansa, dini bir yaşam yaşayarak kişi Yoga'da aklının çemberini daha fazla sınırlamaya çalışır. Ve şimdi, kutsal yerler gitmektense, kişinin ruhsal olarak yaşamak için bir yere yerleşme aşaması gelmiştir ve kişi, aklını daha da dar bir çembere hapseder. Belli bir yerde yerleşince, kişi günlük bir program yapar, bu programdaki aktiviteler direkt olarak Yoga uygulamasıyle ilgili olmayan hiç bir şeyi içermez. Bazen, bazı direkt olarak ilişkisi olmayan faaliyetler olabilir, ama bunlar da kademesel bir çabayla daha sonra yavaşça kesilmelidir, ve sadece Yoga ile direkt olarak ilişkisi olanlar sürdürülmelidir. Kendisi için yaptığı günlük programda, tamamen Yoga'nın amacına bağlıdır, bu amaç günün programının oluşturulmasında karar verici faktördür. Tüm gün boyunca ne yapacağı, tüm hayatı boyunca yapmak istediğine bağlıdır, çünkü yaşam günlerin bir araya gelmesinden oluşur. Günlük program bu yüzden yaşamın programıyla çakışmalıdır. Ruhsal olmayan hiç bir şey hiç bir koşul altında öğrencinin dikkatini meşgul etmemelidir. Bu günlük programda, metinlerin çalışılması (kişi artık çalışmasına gerek kalmayacak şekilde akılla bir olana dek bundan vaz geçemez) gibi bazı kalemler önemlidir. Kutsal çalışma gereklidir, çünkü böyle bir çalışmada, kişi daha yüksek düşüncelere kendini açık tutar, ve bu kişinin karakterini yükseltir. Bu uygulamayla birlikte eş zamanlı olarak, bir Mantranın (mistik formül) Japası (tekrarı) yapılmalıdır. Japa, direkt olarak Dhyana ile ilişkilidir. Svadhyaya, Japa ve Dhyana arasındaki ilişki, ardışık ve çok belirgindir ve birlikte Yoga'nın tam bir yolunu oluştururlar. Japa, Svadhyaya'dan çok daha yoğun bir Sadhana'dır ve Dhyana Japa'dan çok daha yoğundur.
Diğer herşey dış aksesuarlarken, Dharana, Dhyana ve Samadhinin içsel ve gerçek Yoga olduğu düşünülür. Yama, Niyama, Asana, Pranayama ve Pratyahara dışsal (Bahiranga) Yoga'yı oluştururken, Dharana, Dhyana ve Samadhi içsel (Antaranga) Yoga'yı oluşturur. İçsel Yoga akıldaki duyulardan bağımsız olan zırıltıların (Antahkarana) saf faaliyetidir. Duyuların Pratyahara'da oynayacak bir rolleri varken, Dharana'da artık daha fazla işlemezler. Artık kişiliğin en içsel noktasına geldik sayılır ve dışsal faaliyetler ve ilişkiler artık bırakıldı. Akıl güçlü hale geldi, çünkü artık duyusal faaliyetlerden dolayı enerji harcamıyor. Pek çok insan aklın zayıflığından, gücü olmamasından şikayet eder, çünkü enerjinin çoğu duyu kanallarından sızmaktadır. Duyular insan sistemindeki merkezileşmiş enerjinin israfının faktörleridir, ve enerji duyusal faaliyetlerin durdurulmasıyla kanalize edilmediği sürece, istek doğal olarak zayıf kalacaktır ve bu yüzden duyuların kontrolü üzerine bu kadar üzerinde durulmuştur. Enerjiyi kendisine saklayan akıl eskisine göre daha güçlü hale gelir. Artık Yoga'nın nihai basamakları olan konsantrasyon ve meditasyonu çıkmak için hazırlanmıştır. Can sıkıcı hiç bir şey yoktur, çünkü içsel terk ile dışarıyla olan tüm bağlar birbirinden ayrılmıştır. Şimdi konsantrasyon başlar.
Konsantrasyon öğrencinin tüm çabasına rağmen bir anda gelmez. Akıl çeşitliliğe göre düşünme alışkanlığındadır ve aklı çokluktan tek bir noktaya getirmeyi başarmak gerçekten çok zordur. Akıl bunu kabul etmez. Başlangıçta, hiç bir geri itiş yoktur ve sonra konsantrasyon uygulamasında zorluk ortaya çıkar. Ama uygulama uygun bir kendini-analiz-etmeyle ve anlayışla devam ederse, akıl bunun ne için olduğunu ve neyin yapılmasının beklendiğini takdir edecektir. Zeki olmayan hiç bir faaliyet akıl tarafından kolayca kabul edilmez, çünkü düşünce mantık tarafından kurulmuştur. Bir program oluşturmadan önce, kişi düşüncede metodik ve mantıksal olmaya çalışmalıdır, çünkü akıl kaotik fikirleri kabul etmeyecektir. Akıl sadece sistem, simetri, uyum, güzellik, düzen vb takdir eder. Akıl allak bullak edilmiş hiçbirşeyi sevmez, çünkü akıl düzene uygun olarak yapılmıştır. Nedenini bilmeden, hiç bir şeyi bir anda sevmez. Aklın işlediği şekil mantık olarak bilinir. Kişi bir şeyleri acele bir şekilde oynatıp, sonuca sıçramamalıdır. Bir çok kişi bu hicivden dolayı acı çekmiştir, çünkü kendi yargılarına maddenin tüm yönlerini alamazlar. Herkes bir konunun her yönünü göz önünde tutamaz, ve bu, akla bir çok yönden ıstırap verir. Kişinin sürekli olarak değiştirmesi gereken bir program, iyi düşünülmemiş bir programdır. Kişinin karar verdiği şeyi değiştirmesine gerek yoktur. Kararın verilmasi günler alsa da, bunun düşünülmesine ve iyi bir şekilde ayarlanmasına izin verin. Dış dünyada güzellik olması gibi, düşünmede de güzellik olsun. Kişi mantıksal oldukça, kişi daha mutludur. Bu yüzden, bireyin kişiliğinin durumunun mükemmelce yapılmış bir analizi ile bir zemin hazırlamak gereklidir. Öğrencinin neyi başarmak istiyorum sorusuna verdiği ani cevabı "Tanrı'yı istiyorum" olmamalıdır. Kişi Tanrı'nın ne anlama geldiğini bilmeden Tanrı'yı istiyorum diyemez. Bir çok kişinin zannına göre, Tanrı'yı istemek ilahi güçleri olan büyük bir kişiyle karşılaşma hazırlığıdır. Bir çokları Tanrı'yı ararlar, çünkü böylece diğerleri üzerinde büyük bir otoriteleri olur ve bilgilerini dünyaya yayabilirler. Tanrı Mükemmellikse, O'nun insansı bir kişilikle özdeşleşmesi şaşırtıcıdır.
Bu yüzden, mantıksal düşünce akılda konsantrasyonu getirmede bir yardımcıdır. Düşüncenin mantıksallığının testinde kişi kendi düşüncelerini bir yöntem içinde gördüğü an sevinir. Kişi, aklın mantık sisteminde tanıtılan tamlık yüzünden içsel olarak rahatlar. Mantıksallık, psikolojik bir mükemmellik biçimidir, ve tüm mükemmellik neşedir.
Yaşam ve gün için uygun bir program düşününce, kişinin Sadhana'sının programı göz önüne alınmalıdır. "Sadhana'm ne olacak" Böylece, yoga öğrencisi ciddi olarak düşünebilir. Sadece Yoga üzerine bir ders dinlemesi, kişinin önünde net bir yol olduğu anlamına gelmez. Bu tip bir dersten sonra, bazı temel zorluklar kalabilir, uygulama için uygun yöntemin seçilmesi, sadece doktrin olarak kalması yerine gerçekleşmesi gerekir. Kişi pratik yanına dokunduğunda, görülmeyen sorun su yüzüne çıkar. Bu, bireysel zorluktur ve halka açık bir derste yok edilemeyecektir. Bu yüzden, önce kişinin tabiatı ortaya çıkartılmalı ve kişinin durumunun doğasına karar verilmelidir. Her bir aklın yapısı, meyili ve tabiatı özel olduğundan, kişinin aklına özel belli detaylar kişi tarafından açıkça düşünülmelidir. Konsantrasyonun tüm Sadhana'ların amacı olduğu doğruyken, bu konsantrasyon için gerekli hazırlanma tarzı farklı Yoga tiplerine göre değişir. Konsantrasyon aklın kişisel olmayan fiilidir, çünkü içsel macerada, akıl evreni oluşturan yasaların isteğine göre, kendini aşama aşama uyumlu hale getirerek kişiliğini kademesel olarak dağıtmaya girişir. Gerçekte kozmosun bir parçası olan birey, bir şekilde, bir zaman kozmosun organizmasına bir bağlılık duymaya engel olamaz ve Yoga dilinde konsantrasyon işte bu demektir, yani aklın daha geniş bir idareye -buna Tanrı'nın krallığı ya da Evrenin İmparatorluğu deyin- ait olan parçasının kabulüdür.
Patanjali, Yoga vecizelerinde*, aklın konsantrasyonu için dışsal, içsel ve evrensel farklı noktalar önermiştir. Konsantrasyonun uzatılmış ve yoğun biçimine meditasyon denir.
*) Jain: Hindu dininin bir kolu
*) Yoga vecizeleri: Yoga Sutralar. Bu vecizelerin türkçe çevirisine, bu sitede aşağıdaki linke tıklayarak ulaşabilirsiniz. www.angelfire.com/indie/yogamerkezi/sutra.html
|